İnsanların doğa üzerindeki tahribatı her geçen gün artıyor. Bu tahribat, güvenli yerleşim yeri bulma, yaşam alanı oluşturma gibi temel insani ihtiyaçların yanı sıra büyük oranda ticari faaliyetlerden kaynaklanıyor. Örneğin, dünya nüfusunun en zengin %5’i, küresel sera gazı artışının %37’sinden sorumlu. En zengin %10’luk kesim ise emisyonların neredeyse yarısını oluşturuyor. İnsanlar, kendilerinden önce yapılan binalardan uzaklaşıp doğanın içinde kendileri için özel alanlar oluşturmak istiyor. Özellikle yüksek gelirli kesim, sahip olduğu imkânlarla doğaya hükmederken acımasız olabiliyor. Bu yazıda, doğaya karşı yapılan tahribatın ve acımasız girişimlerin aniden ortadan kalktığı bir dünyada doğanın vereceği tepkileri ve bu tepkilerin nasıl ortaya çıkabileceğini, önemli bir dönemi ele alarak inceleyeceğiz.
Bilim ve tarih ilişkisi, disiplinler arası etkileşimin en iyi örneklerinden biridir. Bilimsel düşünceye adım attığımız anda, geçmişin birikimi yolumuzu aydınlatır; araştırmalar ve çözümlemeler bize yön gösterir. Şüphesiz bu yazının konusu için bize yol gösterecek ve ciddi anlamda yardımcı olacak bir dönem var: Covid-19 pandemisi. Aniden ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkileyen Koronavirüs, insanların evlerine kapanmasına ve sosyal alanlardaki etkinliğinin azalmasına neden oldu. Bu süreçte yaşanan gelişmeler, dünyada insan etkisinin aniden yok olması durumunda yaşanacak olaylar için bir model oluşturdu. Bilim dünyası bu süreci bir fırsat olarak değerlendirdi ve bu sürece “Anthropause” ismini verdi. Bu isim Türkçeye “İnsan aktivitesinde azalma” olarak çevrildi. Bu sürecin, söz konusu düşünce için ne ölçüde yararlı bir model olabileceğini inceleyelim.
Anthropause sürecinde birçok insan faaliyeti ya azaldı ya da tamamen durdu. Bu süreçte doğada çok sayıda gelişme yaşandı. Hayvanlar ve bitkiler, insan faaliyetlerinden daha az etkilenmeye başladılar. Hayvanların, insanların olmadığı bir dünyada daha rahat ve huzurlu yaşayacağını düşünebilirsiniz. Bu düşünceyi “İstisnalar kaideyi bozmaz.” sözündeki gibi genel olarak kabul edebiliriz. Hayvanlar, pandemi sürecinde trafik azaldığı için otoyollara daha yakın noktalarda bulunabilmiş, av arayabilmiştir. Yaşam alanlarında daha az rahatsız edildikleri için gün içinde yaptıkları yer değiştirme miktarları azalmıştır. Deniz canlıları, azalan gemi trafiğiyle göçlerini daha rahat şekilde tamamlamıştır. İnsan etkisiyle doğrudan ölen hayvan sayısı pandemi sürecinde yüzde elli oranında azalmıştır.
Genel olarak hayvanlar için olumlu gelişmeler yaşanmış gibi görünse de bazı bölgelerde, av konumunda bulunan hayvanlar daha kolay av olmaya başlamıştır. Çünkü değişen dünyaya adapte olmuş bazı hayvanlar, insanları bir koruyucu olarak görmüş ve avcılarının insanlardan korkacağını düşünerek insanların yaşam alanlarına yaklaşmıştır. Bu durumu doğal seçilimle açıklamak pek doğru değildir. Çünkü pandemi, doğanın kısa sürede ne kadar hızlı tepki verebildiğini göstermiştir. Ancak bu tepki, evrimsel bir değişimden çok, çevrenin ani boşalmasına verilen geçici bir karşılıktı. Doğal seçilim değil, anlık uyumun bir tezahürüydü. Örneğin, kuşlar sessizleşen şehirde daha kısık sesle ötüyordu; ama birkaç yıl süren pandemi sürecinde sesleriyle ilgili bir kazanım elde etmediler. İnsanların doğrudan etkisi sonucu (trafik kazası, avcılık faaliyetleri vb.) ölen hayvanlar bu süreçte herhangi bir kalıtsal değişim geçirmedi ya da kalıtsal farklılıklara sahip bireylerin hayatta kalma oranı değişmedi. Yaşanan değişim, türlerin genel davranışlarında meydana geldi ve sürecin sonunda pandemi öncesi sayılara geri dönüldü.

Bitkilerde yaşanan değişimler ise hayvanlara göre daha uzun süreli gerçekleştiği için pandemi sürecinde bize yeterli veri sağlayamadı. Aynı şekilde, pandemi sürecinde yaşanan plastik atık miktarındaki artış bazı bölgelerde, dünyanın genelinden farklı olarak, olumsuz sonuçlar doğurdu. Bu da bize, pandemi sürecinden yola çıkarak oluşturulan fikirlerin genel itibarıyla doğru olsa da bazı sektörlerde artan faaliyetlerin etkisi ve pandeminin kimi canlılar için kısa süreli olması nedeniyle eleştirilere açık olabileceğini gösteriyor.
Biz, pandemi sürecinde yaşanan gelişmeleri kısmen kabul ederek bu denli tahribata uğramış bir dünyanın, insanların etkisi ortadan kalktığında vereceği tepkiye ve kendini en azından Sanayi Devrimi öncesi hâline ne kadar sürede getirebileceğine dair fikir yürütebiliriz. İnsan etkisinin tamamen ortadan kalkmasından sonraki yıllarda doğa yalnızca iyileşmekle kalmaz, aynı zamanda yeniden şekillenmeye başlar. İlk olarak terk edilen şehirlerde beton yapılar, çatlayan asfaltların arasından fışkıran otlar ve sarmaşıklarla örtülür. Sararan sokak lambaları sönerken, şehir merkezleri yavaşça yaban hayatın bir parçası hâline gelir. Kuşlar artık daha sessiz bir dünyada ötüşlerini ayarlarken, gececil hayvanlar şehirlerin sokaklarını özgürce kullanmaya başlar. Eskiden insanlar tarafından beslenen güvercinler ya da evcil hayvanlar gibi insan bağımlısı türler ya hızla yabani özellikler kazanır ya da doğal rekabette zayıf düşerek silinir. Ekosistemler, daha çevik, daha saldırgan ya da daha dayanıklı türlerin lehine yeniden kurulur.
İklim değişikliğinin kalıcı etkileri ise süreci karmaşıklaştırır. Eriyen buzullar altında donmuş hâlde bulunan eski bakteri ve virüslerin yeniden doğaya karışması, yeni türler ve yeni dengeler ortaya çıkarabilir. Belki de bugün adını bile bilmediğimiz bazı türler, geleceğin baskın canlıları hâline gelir. Yani doğa, insanın yokluğunda yalnızca eski hâline dönmeye çalışmaz; aynı zamanda yepyeni bir düzen kurar. Çernobil Nükleer Santrali’nde yaşanan kaza sonucu radyoaktif maddelerin yüzyıllar boyunca aktif kalması gibi, doğaya salınan ağır metaller de yüzlerce yıl boyunca doğada kalmaya devam edebilir. Doğayı ve denizleri kirleten plastik atıkların çok fazla olması ve bu atıkların uzun sürede bozulması, yenilenmeyi büyük oranda geciktirir. Bahsedilen bu değişimlerin yaşanması ve dünyanın Sanayi Devrimi öncesi durumuna gelmesi 500 ila 1000 yıl sürebilir.
Yani kısaca, insan etkisinin ortadan kalktığı bir dünyada doğa ilk birkaç yıl içinde nefes alır. Hava berraklaşır, sessizlik ormanların içine sızar, yaban hayat şehirleri yeniden keşfeder. 50 yıl içinde ormanlar toprağı sarar, 100 yıl sonra ekosistemler yeniden nefes alır. Ancak doğa, insanlığın endüstriyel hırslarından kalan izleri — plastikleri, kirli okyanusları, bozulan iklim sistemini — bin yıl boyunca taşır. Doğa iyileşir, ama hafızası silinmez. Günümüzden yaklaşık 250 yıl önce başlayan Sanayi Devrimi dönemindeki dünyamıza yeniden ulaşmamız, yaptığımız hatalar nedeniyle binlerce yıl sürebilir. Lakin bir saniye önce, bin yıl sonradan daha uzaktır. Günümüz dünyasında her geçen saniyede, binlerce yılımızı kaybediyor olabiliriz.
Yorumlar (0)