II. Dünya Savaşı sırasında Pasifik adalarına askerî operasyonlar için birçok ikmal uçağı inerdi. Bu adalarda yaşayan, modern dünya ile hiç bağlantı kurmamış bazı kabileler ise bu uçaklara ve içindeki fazlalıklı yiyeceklere, silahlara ve aletlere hayret içinde bakıyorlardı. Bu uçaklar onlara göre göksel bir armağandı. Savaş bittikten sonra ikmaller kesildiğinde bu kabileler uçakların geri gelmesi için gördükleri şeyleri taklit etmeye başladılar. Havaalanı pistleri gibi pistler oluşturdular, yaptıkları pistlerin kenarlarına ateşler yaktılar, içinde bir adam oturan tahta bir kulübe yaptılar, anteni olan tahta kulaklıklar bile yaptılar. Her şey tıpa tıp uçağın indiği an gibiydi ama uçaklar inmiyordu. Nerede hata yapmışlardı? Kabileler tabii olarak uçağın içindeki yüzlerce yıllık emeğe dayanan motoru anlayamaz, bu yüzden sadece görünüşü taklit eder. Kabilelerin bu yüzeysel davranışına ünlü fizikçi Richard Feynman “kargo tarikatı bilimi” adını vermiştir. Biraz anlamsız gelmiş olabilir fakat bu örnek gerek birey için gerek toplum için gerekse bilim dünyası için çok önemli mesajlar barındırıyor.

Bilimin özünde “tam doğruluk” adında bir ilke vardır. Feynman’a göre tam doğruluk, sizin bilimdeki bilgi birikimine verdiğiniz katkının değeri hakkında başka bilim insanlarının bir karara varması için bilgiyi her yönüyle vermeye çalışmanızdır. Yani kendine ve diğerlerine karşı bir tam dürüstlük hâlidir. İşte kargo tarikatı biliminin bilim dünyasına verdiği mesaj da burada ortaya çıkar. Bir bilim insanı kendi hipotezinin fanatiği olup ters sonuçları görmezden gelmeye başlarsa bahsimizce konu olan kabilelerin yaptığı ritüellerden farklı bir şey yapmış olmaz. Gerçek bilim ise doğruya yaklaşmak için her zaman hipotezleri çürütmeye hazır olarak ilerlemek zorundadır. Feynman’ın bilim dünyasına verdiği mesaj budur.
Kargo tarikatı biliminin izlerini sadece laboratuvarda değil toplumun yaşamında da görebiliriz. Bugün milyonlarca insan astroloji ile kaderlerini öğrenebileceklerini düşünüyor veya “kuantum düşünce” adı altında hayatlarını değiştirebileceklerine inanıyor. Bu tip inançların ortak özelliği, bilimin dış görünüşünü kullanmalarıdır. İstatistikler, enerjiler, kuantum parçacıklar… Tahta kulübelerden başka bir şey yok. Benzeri yanılsamalara verilebilecek başka bir örnek ise tarihteki modernleşme çabalarıdır. Geri kalmış devletler, hayatta kalmak için çağının gelişmiş devletlerinin kurumlarını kopyalar. Anayasalar yapılır; parlamentolar, yüksek mahkemeler kurulur ve her şeyin düzeleceği ümit edilir. Kabilelerin uçağı beklemesi gibi. Fakat kurumların içi boş bırakıldığı sürece modernleşme tamamlanamaz. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi bu duruma gayet iyi bir örnektir. Sosyal medyada vücudu tamamen temizlediği iddia edilen detoks suları veya gerçekçi olmayan diyetler gibi daha bir sürü örnek verilebilir. Fakat özünde hepsinin mesajı aynıdır.

Kargo tarikatı bilimi esasında insanın çok temel bir eğilimini gösterir: arzuların hakikatin yerine konması. Ritüellerin arkasında çoğu zaman yalnızca arzular vardır. Ancak gerçek ilerleme arzulara değil, dürüstlüğe dayanır. Sadece başkalarına karşı dürüst olmaktan bahsetmiyorum. Belki de ondan daha önemli olan kendinize karşı olan dürüstlükten bahsediyorum. Nitekim Feynman’ın dediği gibi:
“En kolay kandırılabilecek kişi insanın ta kendisidir.”
Yorumlar (0)