Kimsenin hiçbir şey bilmediği yerde, bir insan her şeyi bilebilir mi?

— Leonardo da Vinci

Günümüz dünyası profesyonellik üzerine kurulu. İnsanlar bir konuda uzmanlaşıp hayatları boyunca o alanda çalışıyor, gelir elde ediyor ve yaşamlarını sürdürüyor. Peki, çok yönlülüğüyle tanıdığımız Leonardo da Vinci nasıl oldu da birbirinden farklı birçok alanda derinlemesine çalışmalar yapabildi?

Leonardo da Vinci, 15 Nisan 1452’de Floransa’da dünyaya geldi. Evlilik dışı bir ilişkiden doğmuştu ve geleneksel bir aile yapısından uzakta, özgür bir çocukluk geçirdi. Bu özgürlük, onda zaten doğal olarak güçlü olan merak duygusunun gelişmesi için büyük bir fırsattı. Çocukluğu doğayla iç içe geçti; çok küçük yaşlarda çevresini gözlemlemeye, doğa kanunlarını anlamaya ve sanatı keşfetmeye başladı.

Floransa gibi bilim ve sanatın merkezinde doğmuş olması da bu merakı besleyen bir ortam sundu. İstanbul’un fethinden sonra İtalya’ya göç eden bilim insanlarının getirdiği kitaplar, Leonardo’nun zihninde bir kıvılcım değil, adeta bir yangın başlattı.

Z kuşağının kendini geliştirecek aktiviteler yerine dopamin hormonunu hızla yükselten telefon, bilgisayar gibi araçlara yöneldiğinden yakınan ebeveynlere sıkça rastlıyoruz. Leonardo’nun döneminde ne ekranlar vardı, ne bildiğimiz anlamda iletişim araçları. O, kendi dopaminini nehir kenarlarında, dağlarda, zanaat atölyelerinde ve hayvan çiftliklerinde buldu. Hayatında sınırlar çizen bir aile disiplini yoktu. Belki de iyi ki yoktu. Eğer evlilikten doğmuş olsaydı, babasının izinden gidip noter olacaktı. Ancak onun yeteneğini fark eden babası, Leonardo’yu dönemin önde gelen ustalarının yanına çırak olarak verdi. Bu yönlendirme, henüz 20’li yaşlarında ustasına “Boynuz kulağı geçti.” dedirtmesine vesile oldu. Leonardo, doğadaki uyumu erken yaşta kavradı. Karmaşa içindeki düzen, onun için sadece hayranlık değil, aynı zamanda bir çalışma motivasyonuydu.

Leonardo’nun eğitimi de alışılmışın dışındaydı. Diğer çocuklar gibi küçük yaşlarda okula gitmedi. O, sezgileriyle ve gözlemleriyle kendi kendini yetiştirdi. Günümüzde sıkça söylenen bir söz vardır: “Okullarda balıklar uçmaya, kuşlar yüzmeye zorlanıyor.” Leonardo’nun eğitimsiz başarıya ulaşması bu sözü destekliyor gibi görünse de, durum o kadar basit değil. Çünkü Leonardo, sağdan sola yazı yazan, olağanüstü gözlem yeteneğine sahip ve zihinsel kapasitesi ortalamanın çok üzerinde olan istisnai bir bireydi. Ayrıca yaşadığı dönemde sanat ve zanaat büyük değer taşıyordu. O, “işsiz kalır mıyım” ya da “sınavı kazanabilecek miyim” gibi kaygılardan uzakta büyüdü. Bu nedenle, onun çocukluğu ile günümüz gençliğini doğrudan karşılaştırmak yanıltıcı olur.

Eğer “merak” kelimesine bir yüz vermemiz gerekse, bu şüphesiz Leonardo olurdu. O, sadece merak ederek birçok farklı alanda iz bıraktı. İnsan cesetlerini inceleyerek anatomik çizimler yaptı, sanat ile tıbbı buluşturdu. Peki, bir cerrah gibi ameliyat yapabilir miydi? Kuşların kanat yapısını inceleyip helikopter ve paraşüt benzeri tasarımlar yaptı. Bunlar gerçekten uçabilir miydi? Nehirleri gözlemleyip köprü projeleri çizdi. Bu köprüler nasıl inşa edilecekti, ne kadar dayanıklı olacaktı?

Bugün bu sorulara daha net cevaplar verebiliyoruz. Leonardo’nun yaşadığı dönemde bilim henüz emekleme sürecindeydi, ama onu ayağa kaldıran isimlerden biri de oydu. Sanat gelişiyordu, ancak Leonardo’nun elinin değdiği eserler bugün hâlâ eşsiz. 2019 yılında MIT mühendisleri, Leonardo’nun köprü projelerinin o dönemin malzemeleriyle yapılabilir ve mühendislik açısından sağlam olduğunu kanıtladı. Onun sade olduğu için eleştirilen çizimleri, aslında işlevselliğin ve ileri görüşlülüğün birer göstergesiydi. Çizim programları yoktu, ama onun zihni o programlardan çok daha güçlüydü.

Leonardo da Vinci sadece bir sanatçı ya da mucit değil; zamanın ruhunu aşan bir zekâ, tükenmek bilmeyen bir merak ve hayal gücüyle beslenen bir akıldır. Dünyaya bir daha gelmeyecek bir adam derken abartmıyoruz. Bugünün dünyasında ise işler farklı. Üretimden çok tüketimle yaşayan, bilgiyi hızla tüketip derinleşemeyen bir toplum içinde Leonardo’nun seviyesine ulaşmak kolay değil.

Ama belki de asıl mesele her şeyi bilmek değil, her şeye merakla yaklaşmayı sürdürebilmek. Bugün Leonardo yaşasaydı, biz ona ayak uydurabilir miydik? Yoksa yine çağının ötesinde, yalnız bir deha mı olurdu?