Carl Gustav Jung, persona’yı “toplumun bizden beklediği role uyum sağlamak için geliştirdiğimiz maske” olarak tanımlar. Bu maske, kişinin toplum içerisinde kabul görme, onaylanma, sevilme ve ilgi görme ihtiyaçlarıyla oluşur.
Bu ihtiyacın temelinde çoğu zaman aile, okul ve sosyal çevrenin kurduğu çeşitli koşullar yatar. Örneğin aile, çocuğa doğrudan “Böyle yaparsan seni severiz” demese de yalnızca sessiz kaldığında sevgi gösteriyorsa; okul, öğrencisini sadece yüksek not aldığında övüyorsa; arkadaş çevresi, güzel ya da ‘uyumlu’ olduğunda değer veriyorsa... Çocuğun bilinçaltında şu inanç kalıpları yerleşebilir: “Sevilmek için sessiz olmalıyım”, “Başarılı olursam değerliyim”, “Güzel olursam kabul görürüm.”

Zamanla kişi, bu inançlarla özdeşleşir ve aslında kendine ait olmayan davranışları benimsediği roller hâline getirir. Hatta bir noktadan sonra, taktığı maskeyi kendi kimliği sanmaya başlayabilir.
Bu durumun pozitif sonuçları da vardır: Toplumda kabul görmek, sosyal ilişkileri daha kolay kurmak ve gündelik hayatta uyum sağlamak gibi… Ancak olumsuz sonuçları göz ardı edilemez. Benliğin bastırılması, kimlik karmaşası, içsel boşluk hissi ve anksiyete gibi sorunlara yol açabilir.

Peki bu negatif sonuçlarıengellemek için ne yapabiliriz?
Öncelikle, persona’larımızın farkına varmamız gerekir. Kendimize sorular sormalıyız:
“Hangi insanlarla birlikteyken farklıdavranıyorum?”
“Toplum içindeykensergilediğim davranışlar bana mı ait, yoksa onay almak için mi?” “Bazı ilişkilerde neden sürekli yoruluyorum?”
Bu sorularadürüstçe yanıt vermek,maskelerimizi tanımamıza yardımcıolur. Fark ettikten sonra ise, bu maskeleri– mümkün olduğunca– sadeleştirerek denge kurmak gerekir.
Örneğin daha az insan tarafındanonay görsek bile “hayır” demeyi öğrenmeli, ihtiyaçlarımızı ifade etmek için çaba göstermeliyiz.
Ayrıca, öz benliğimizi ifade edebileceğimiz alanlar yaratmak da önemlidir. Sanat, spor, yazı gibi alanlar; bastırılmış duyguların güvenli yollarla dışa vurulmasını sağlar.
Eğer bulunduğumuz ortamda öfkemizi ifade ettiğimizde şiddet görme riskimiz varsa – ve bu durumdan çıkamıyorsak – öfkemizi spora,yazıya ya da başka bir üretime aktarabiliriz.
Üzüntümüzü belli edemediğimiz bir yerdeysek, onu sanatla dönüştürebiliriz.
Bunlaraek olarak, yaşam tarzımıza dahil edebileceğimiz bazı sinir sistemi regülasyon yöntemleri, maskelerin üzerimizde yarattığı gizli stresi azaltabilir.
Örnegin: düzenli ve yeterli uyku, kafein ve tein tüketimini sınırlamak, somatik farkındalık egzersizleri, meditasyon, doğada zaman geçirmek vs

Özetle, hepimiz toplumda kabul görmek için bazı maskeler takarız. Ve bu maskelere “persona”adı verilir. Persona’nın olumlu yönleri olduğu kadar, benlikten uzaklaşmak, kimlik karmaşası yaşamak,anksiyete gibi olumsuzsonuçları da olabilir.

Bu etkileri azaltmak için:
- Persona’larımızı fark etmeli
- Kendimizi ifade edebileceğimiz alanlar oluşturmalı
- Stresi dönüştürecek fiziksel, sanatsal ya da ruhsal pratiklere yönelmeliyiz.
Unutmayın: Toplumdaki yerinizden önce, önemli olan sizsiniz. Sağlıkla ve sevgiyle kalın..
Reyhan Merve Rüveyda SARIGÜL
Yorumlar (7)