Osmanlı İmparatorluğu’nun klasik döneminde “Vatan” kelimesi siyasi bir anlam taşımıyor, kişinin doğup büyüdüğü yer olarak anlaşılıyordu. Ne var ki bir edebiyatçı, bir fikir adamı; bu kelimenin bugünkü anlamını oluşturup gelecekteki nesillerin idealist gençlerinin gönlüne kazıyacaktı. Bu kişi Namık Kemal’dir.

1840’ta Tekirdağ’da doğan Namık Kemal’in gerçek adı Mehmet Kemal idi. Babası I.

Abdülhamit’in sarayında görevliydi. Kemal, daha çok dedesi Abdüllatif Paşa’nın yanında

büyüdü. Paşa’nın devlet görevi nedeniyle sıkça yer değiştirmesi sonucu Kemal yalnızca 7-8 aylık ilkokul eğitimi alabildi. Yani kendi kendini eğitmiş biridir. Dedesinin 1859’daki

ölümüne kadar ata binmek ve ava gitmek gibi hobileri olan Kemal; aynı zamanda şiir, tarih, tasavvuf ile beraber Fransızca da öğrenmeye başladı. Bu dönemde birçok şiir de yazmış olan Kemal, “Namık” adını da bu dönemde ona ünlü bir şair olan İstanbullu Eşref Paşa vermiştir.

Kemal, asıl fikrî gelişimini 1857’de İstanbul’a geldiğinde yaşadı. İlk önemli adımını, 1863’te Osmanlı’nın Batı’ya açılan penceresi olarak bilinen Hariciye Nezareti Tercüme

Kalemi’ne girmesiyle attı. Burada çalışırken çeviriler yapan ve şiirler yazan Kemal’in bu yazıları belli başlı dergilerde yayımlanır. Onun yeteneği; ılımlı bir ıslahatçı olan Şinasi’yi

etkiler. Bundan dolayı Şinasi, 1864’te Kemal’i kendi kurduğu Tasvir-i Efkâr gazetesine alır. Daha öncesinde pek siyasi yazısı olmayan Kemal bu gazetede etkileyici bir üslupla siyasi yazılar yazmaya başlar. Bu yazıların genel konuları meşrutiyet, özgürlük ve vatanın

kutsallığıydı. Yazılarının halk arasında da övgü almasıyla gazetede gözde bir konuma gelir öyle ki Şinasi 1865’te Avrupa’ya gidince gazeteyi Kemal’e bırakır. Henüz 25 yaşındaki bir genç İstanbul’un en önemli Türkçe gazetelerinden birinin başına geçmiştir.

Evet, iyi bir mevkiye gelmişti fakat o ve kendi düşüncesindeki birçok kişi, Âli ve Fuat Paşalar’ın başında olduğu yönetimden memnun değildi. Yönetimi fazla otoriter ve tepeden inmeci buluyorlardı. Aynı zamanda yönetime halkın da katılması gerektiğini

düşünüyorlardı. Siyasi baskı ve sansürün de artması hasebiyle 1865’te kurulan, Namık Kemal’in aynı yıl katıldığı, sonradan “Cemiyet-i Yeni Osmaniyan” adını alacak “İttifak-ı Hürriyet” adında bir gizli örgüt kuruldu. Muhalefetin artmasıyla birlikte siyasi baskı ve sansür de yoğunlaştı. 1867’de Tasvir-i Efkâr kapatıldı. Bununla birlikte örgüt artık


etkinliklerini Avrupa’da devam ettirmeye karar verir. Namık Kemal de Ziya Bey (sonradan Ziya Paşa) ile 1867’de Avrupa’ya kaçar.

Yeni Osmanlılar’ın Avrupa’daki mücadele vasıtaları gazetelerdir. Namık Kemal ilk olarak Paris’te Ali Suavi’nin kurduğu Muhbir gazetesinde yazar (1867) fakat Suavi ile anlaşamazlar. Bu nedenle ayrılır ve Londra’da Ziya Bey ile Hürriyet gazetesini kurarlar (1868). Burada gazetenin 64. sayısına kadar yazar ve buradan da ayrılır (1869). Londra’yı sevdiği için burada kalır ve güzel bir dairede edebiyat, felsefe, sosyoloji ve hukuk gibi alanlarda bilgi düzeyini genişletir. Bunca faaliyetin finansörü ise Mustafa Fazıl Paşa’dır. Bunun sebebi de dönemin Padişahı Abdülaziz’in, Fazıl Paşa’nın Mısır valiliği için olan veraset hakkını elinden almasıdır. Fakat Fazıl Paşa’ya güvenilebilir miydi? Nihayetinde

kişisel menfaatleri nedeniyle Yeni Osmanlılar’ı destekliyordu. Bu sorunun cevabı

kesinleşecekti. Nitekim Abdülaziz’in1867’de Fransa’ya yaptığı bir ziyarette Fazıl Paşa

kendisini limanda karşılar ve ona sığınır. Böylece Yeni Osmanlılar Avrupa’da yalnız kalırlar. Paşa’nın verdiği yüksek miktardaki parayla belli bir süre faaliyetlerine devam ettirebilirler fakat en sonunda İstanbul’a dönmek zorunda kalırlar. Artık faaliyetlerini İstanbul’da sürdürmek zorunda kalırlar. Namık Kemal de 1870’te İstanbul’a döner.

Namık Kemal, İstanbul’a geldiğinde İbret gazetesini kiralayarak başına geçer (1872).

Fakat işlediği konular nedeniyle gazete 19. sayısında 4 aylık bir kapatma cezası alır. Yazarlar ise çeşitli memuriyetler sebebiyle İstanbul’dan uzaklaştırılırlar. Kemal Gelibolu’ya gönderilir. 4 ay sonra gazete açılır. Gözetim altında olduğu için gazeteye Gelibolu’dan

imzasız yazılar yollar. Bunun üzerine işinden alınır. Fakat bu arada en etkili eserlerinden biri olan “Vatan Yahut Silistre ”İstanbul’da ilk defa oynanır (1873). Bir askerin vatan sevgisi uğruna verdiği mücadeleyi dramatik bir biçimde anlatan oyun halkta büyük bir coşku yaratır , öyle ki oyun bitince seyirciler ayağa kalkar ve “Vatan! Hürriyet!” nidaları atılır. Sonra seyirciler tiyatrodan İbret gazetesinin idarehanesine yürür. Hükümet, olanlar üzerine İbret’i kapatır ve önde gelen yazarları sürgün eder. Namık Kemal Kıbrıs’ta Magosa’ya sürülür.

Kemal, Magosa’da 38 ay kalır fakat tam olarak “Vatan Şairine” dönüştüğü yer de burasıdır. Hayatının en ateşli şiirlerini buradaki küçük hücresinde yazar. Özellikle milli bir uyanış çağrısı içeren, ünlü Vatan Kasidesi’ni de burada yazmıştır. Bu öyle bir eserdir ki

ondan sonraki Jön Türk nesli; bu şiiri okullarının, kışlalarının, karakollarının tenha köşelerinde, tekrar tekrar okumuştur.

Kemal, sürgünden1876’da II. Abdülhamit’in tahta çıkmasıyla ilan edilen genel af sayesinde kurtulur ve İstanbul’a döner. Döndüğünde umutludur çünkü uzun zaman uğruna uğraştığı meşrutiyet ilan edilmiştir. Fakat bu uzun sürmez. Mebusan Meclisi’nin kısa sürede kapatılması ve 33 yıl sürecek II. Abdülhamit istibdadının başlamasıyla birçok aydın, bürokrat, gazeteci ve asker, ya sürgüne yollanır ya da memuriyet bahanesiyle İstanbul’dan uzaklaştırılır. Namık Kemal ise memuriyete yollanacaklardandır. 1877’de Midilli’ye, 1879’da Rodos’a ve son olarak1884’te Sakız Adası’na memur edilir ve 1888 senesinde

Sakız Adası’nda48 yaşında hayata gözlerini yumar.


Vatan’ı sadece bir toprak olmaktan çıkararak “Vatan Şairi” unvanını kazanan Namık Kemal’in hayatını anlatan yazımı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şu sözüyle bitirmek sanıyorum ki anlamlı olacak:


“Namık Kemal’in en büyük meziyeti, nesle ‘vatan nedir?’ sorusunu sormak ve cevabını öğretmek olmuştur.”