Geçenlerde eski telefonumu satıp üzerine biraz daha para ekleyerek yeni bir telefon aldım. Cihazı bir platformda satışa koymuştum. En sonunda istediğim fiyatı veren biri çıktı. Satın alacak kişi telefoncuymuş ve gelip kendisi almak istediğini söyledi. Akşamüzeri arabasıyla evimin önüne geldi. O telefonu incelerken biraz sohbet ettik. Kendisinin bir telefon mağazası varmış ve ikinci el telefonları alıp satıyormuş. Altındaki arabayı da bu işten kazandığı parayla kredi çekip almış. Araba da BMW marka bir araçtı. Hem şaşırdım hem etkilendim hem de içten içe biraz moralim bozuldu.
Çünkü karşımda benimle neredeyse aynı yaştaki biri vardı ve onun yaptıklarının, başardıklarının yanına bile yaklaşamamıştım. Eski telefonumu satabilmenin sevincinin yanında içimde bir burukluk oluştu. O akşam “Demek ki isteyen yapıyor.” diye düşündüm. Ve bir türlü susturamadığım o soru geldi: “Ben neden yapamadım?”

Bu soruyu sormaya başladıktan sonra fark ettim ki bu sadece benim yaşadığım bir şey değil. Özellikle de yirmili yaşlardaki insanlar arasında bu durum çok yaygın. Kimi kendi şirketini kurmuş, ekibini yönetiyor; kimi hâlâ ne yapmak istediğini bile tam olarak bilmiyor. Kimi dünyayı bir sırt çantasıyla karış karış geziyor; kimi doğduğu şehirden bile çıkmamış. Bazıları ailesinden bağımsız bir düzen kurmuş, bazıları hâlâ ailesinin maddi-manevi desteğiyle ayakta. Birileri projeler peşinde koşuyor, iş toplantılarında ter döküyor; bir başkasıysa KPSS’den yeterli puanı alıp atanma hayali kuruyor.
Zamanla şunu fark ettim: Her şeyin bir zamanı var. Ve bu zaman herkes için aynı değil. Hayat düz bir çizgi değil. Kimi genç yaşta yolunu bulurken, kimi yıllarca arayıp sonunda buluyor. Kimi 22 yaşında okulunu bitiriyor, kimi 32’sinde yeniden başlıyor. Kimi mezun olur olmaz işe giriyor, kimi yıllarca uğraşıp sonunda sevdiği işi yapıyor. Kimi 25’inde zengin oluyor, kimi 45’inde borçlarını yeni kapatıyor. Herkesin hikâyesi farklı, herkesin saati farklı çalışıyor.

Ve galiba en önemlisi de şu: Bu farklar kimseyi daha iyi ya da daha kötü yapmıyor. Sadece yollar farklı, o kadar. Kimi hızlı ilerliyor, kimi geç kaldığını düşündüğü yerde aslında kendi için doğru zamanı bekliyor. Kimi koşuyor, kimi yavaş ilerliyor ama yine de yoluna devam ediyor. Bazen başkasının hikâyesine bakınca kendi hayatımızda eksikler var sanıyoruz, ama unuttuğumuz şey şu: Herkesin yolu kendine özel.
Hayat bir yarış değil, bir sıralama da yok. Kimse kimsenin önünde ya da gerisinde değil. Herkes kendi zamanında yaşıyor, kendi dersini alıyor, kendi tecrübesini biriktiriyor. Ve en sonunda şunu anladım: Kendimi başkalarıyla kıyaslamak yerine, kendi yoluma odaklandığımda daha huzurluyum. Çünkü hayat, başkasının temposuna ayak uydurmakla değil; kendi ritmini bulmakla güzel.
Yorumlar (0)